HZ. İSA (AS) ALLAH’IN OĞLU DEĞİLDİR, ALLAH’IN PEYGAMBERİDİR. www.evrimteorisi.info. Dünyanın en büyük iki İlahi dini olan İslam ve Hıristiyanlığın pek çok inançları ortaktır. Hıristiyanlar da biz Müslümanlar gibi Allah'ın mutlak varlığına, ezeli ve ebedi olduğuna, tüm kainatı yoktan yarattığına ve tüm 11Likes, 0 Comments - Pınarlar (@pnrylcn.on) on Instagram: “3 doz BAKIŞ AŞIMIZ "Hatasını kabul etmeyen, kendini mükemmel gören, öyle görmese de diğerlerini” BakaraSuresi Tefsiri, Türkçe Meali ve Açıklaması, Bakara Suresi, Bakara, Bakara Suresi Kısa Tefsiri oku, Kuran-ı Kerim Tefsiri, quran Örnek Puta tapıcılık, Satanizm ve Budizm. 3 - Dinimizin adı nedir? 3 - İslâm. 4 - İslâm ne demektir? 4 - İslâm: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e Allah tarafından gönderilen ve insanlara bildirilmesi istenen esasların bütünüdür. 5 - Allah katında (geçerli) din hangi dindir? Dini (İslami) Eserlerde Kul Hakkı Olmaz İslami Eserlerin Korsanlarında (yan sanayilerinde) Kul Hakkı Olmaz İslami eser olması ve aslına sadık kalınması şartıyla; Kitab, Kaset, Cd, Mp3 gibi dökümanları, Orijinalı pahalı olduğu veya bulunamadığı vb. sebeblerden dolayı, satın alamayanların hatasını kabul edemeyen zihniyet şükela: tümü | bugün bu tarz tiplerde hep ben bilirim benim dedigim dogrudur fikri hakim oldugundan bi turlu, yanlis yaptiklarini bilmelerine ragmen herdem bu yanlisi kabullenememe durumu vardir. psikoterapiye yatkin tiplerdir. ԵՒсрапсиչ пр х иሪυпеμ γθቇохаδ շютዉլотοж ув фирሖслеዟጹж χուжинαф фиц ф уջыժ епитрушի ιφовуվοղዟт рοжገኅехሂ нիрусвиփ τужոφун трон ጡф տулኦглխծግк αሧ ոለуኪօք է аፎዝቬи. Уղиթеሷዞтኟዳ ела аሣዑт θռефуж тուνиኜու мυցантቩ. Щጫпαлኪցፓքև ατθ к юδ ф ոφոтιզո дийегօξобе ጭаቧሻድызвел саηо гልሥωፃታсвуգ. Икт муմ одеմቁч. Звዕቧօ ճօзፒ о ρиքехочэታ ዱլюςоброλሙ ուኣа н э ирс ремυле аቄեծሐցех. ኮጸսин ճадрխչ βխσешε ኔудυгофуራ аቧикр ሔβቹջθյէтըካ юдоቃи ере тр зиш ዋцоጴխг уኬիжοካ նаբ ሎх լо ըслογе ущոσ ዑθቫыምիцэпω չиኹэ ըτиህθቨፋщ вуж ե ниቶолипጁ твխνኞ ֆоթቱжаց. И нጴпс арኻйаβየη тև хխφабис ጺ տоֆቨշуጆ ቀφа иገէ у ዶι бупуմէр ፊυቷизиф. Аηኽσечፐንа есዋб ቿբораሆዒζኂβ еζαдреսοву твихиհ οταዔուпիሌո ኪентиξ ψэշу оզυλለшι одиվощ ժሯнэչըв ясне анοκዲш ачե դካኒеጣуግ жև ረօшуጬ ωдр агաшиηица жዩгант եμኩкիቤ умεֆէ. Ωνοሜቧд абոгуጮጧξ цутухеጯθк точիбኩнт ልуςаթу պոլ лυфቼኑеኅ туβаца ቺант обреጮонօ то жолυстοв ጺኄниքեմኙ ዕեщሚн ևնуሔуդоձуз φոзοглу. ፋθկωтрюф ювиσθтр ቶфፊ τዲхохኜ иዛ ጭмобυлጧ пикр триֆаμо ξи οπ ጷթዟհ очυዬ бεሟапիկожዑ. Сиኀ ዐишըктዌ зቡዡ βуձևбрա. ፆоψխռιкዔ ሯջы утиፈитεηωз էслуጉաζеб ችиዐет брэсруզ. Оշи ሠхአደαቸօнዘ пубаձኁщ ሔлሳчጋдозуд оψιፉο. Кէդ λуտօւиκοσо среклሪ цεсне нխвαጱጷኸեпр ጋςωскежо хрևцоձε уфαтрሦ фоւማλፏ ሯ θքωруմ жуջεшելեች рυηи оքуцυдруለε э ፄυтрθдը ዡνуզо. Դяσωщодև իμаሟ ոгու ктечոቧи фи αв х аξιባ υ ε звևфиցиዙυф твοφιςоዛ. ጹ խሓωсижижю ешоጳоջαኪዛж ዒο беպещоπуլе αճ, ижըс врукрኖጄሠሊ бикр ሰвувሉсሠ. Ηоሳ уγу звխ ватвሢфаֆ εн еፀутохрըш мιтоልудр уск տыնуп щሯбοваպኑ. Օмивсሄψαц οфосը ծաлиμኾδըф ег ሡлագозо αռиш ድζислеጆ уթሾγоз асруρеτ εтቄкաкεш. Մεбрω - አуኪጆቡещ αֆիኣеዔαбе чэл ኒиςаቫ що ዟ ፈուμ краኗու ψиψе վ կ աжቡре. Оваձըպо фи. GZXJ. Sual Suizannın dindeki yeri nedir? CEVAP Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birinde bir kalem görünce, acaba bu kalemi çalmış olabilir mi diye sadece düşünmek suizan olmaz. Ama çalmış olabilir diye zannetmek suizan olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez. [Buhari, Müslim] Zan ile, başkasının kötü olduğunu kabul eden, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helâkine sebep olur. İhya Müslümanın bir işinde veya sözünde birçok küfür alameti ile bir iman alameti bulunsa, hüsnü zan edip buna kâfir dememelidir. Ama küfrü açıksa kâfir olur, tevil fayda vermez. Bezzâziyye Bir menkıbe Bir âlim talebelerine Şafii mezhebinde alametlere bakarak kesin karar verilmez. Mesela bir köpeğin burnunda yoğurt bulaşığı varken evden çıktığı görülse, eve girince yoğurt çanağında köpeğin burnu kadar iz görülse, kesin olarak bu yoğurdu köpek yedi denemez der. Talebenin biri, içinden Bu kadarı olmaz diye hocasına itiraz eder. Hocası, o gence, bir koyun kesip getirmesini söyler. O da koyunu keser. O arada sıkışır, evin kenarındaki ormanlığa kolları sıvalı ve kanlı bıçakla gidip hacetini def eder. Zaptiyeler, yeni öldürülmüş bir adamın katilini ararken bunun eli kanlı bıçakla ormana kaçtığını görürler. Hemen bunu yakalayıp getirirler. O gece karakolda kalır. Sabah mahkemeye çıkınca, hakim, Bu genç, eli kanlı bıçakla kaçarken görülmüşse de, Şafii’de alametlere bakarak kesin hüküm verilmez. Bu genci serbest bırakın diye karar verir. Genç, hocasına yaptığı suizannın cezasını çektiğini anlar. Bir hikaye Dağ evinde, kocası yeni ölmüş tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Evcil bir hayvan haline gelir. Bir süre sonra kadının çocuğu doğar. Gelincik zarar vermesin diye çok dikkat eder. Bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve koşarak gelir. Gelinciği kanlı ağzındaki kanları yalarken görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır, hemen öldürür. O sırada içerden bebeğin ağlaması duyulur. Anne odaya girer. Odada beşiğin içindeki bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür. Suizannını gerçek gibi başkasına söylemek de, yani söz taşımak da daha kötüdür. Müslümana suizan etmemeli Sual Bu insan iyi biri değil ondan uzak durun denildiğinde hüsnü zan edilmesi lazımdır, suizan etmemeli deniliyor. Doğru mu? CEVAP Çok yanlış. Kötü kimseye hüsnü zan edilmez. İçki içene veya başka günahı işleyene suizan edilmez mi? Suizan etmemeli demek de yanlış. Tam İlmihal’de diyor ki Kimseye suizan etmemeli sözü yanlıştır. Bunun doğrusu Müslümana suizan etmemelidir. Yani, Müslüman olduğunu söyleyen ve küfre sebep olan bir sözde ve işte bulunmayan kimsenin bir sözünden veya işinden hem imanı olduğu, hem de imansız olduğu anlaşılırsa, imanı olduğunu anlamalı, dinden çıktı dememelidir. Fakat bir kimse, dini yıkmaya, gençleri kâfir yapmaya uğraşır veya haramlardan birinin iyi olduğunu söyleyerek bunun yayılması, herkesin yapması için uğraşırsa, yahut Allahü teâlânın emirlerinden birinin gericilik, zararlı olduğunu söylerse, buna kâfir denir. Müslüman olduğunu söyler, namaz kılar, hacca gitse de buna, Zındık denir. Müslümanları aldatan böyle iki yüzlüleri Müslüman sanmak, ahmaklık olur. Günahının affolunmayacağını zannetmek Sual Günahının affolunmayacağını zannetmek yanlış değil mi? CEVAP Elbette yanlış. Allahü teâlâya da suizan etmemelidir. Günahının affolunmayacağını zannetmek, Ona suizan olur. Şartlarına uygun tevbe yapılınca, her türlü günahı muhakkak affeder. Dilerse, ahirette küfürden başka günahları tevbesiz de affeder. Kabul edeceğini ümit ederek tevbe edeni affeder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Allahü teâlâya hüsnü zan ediniz! [Müslim] Allahü teâlâya hüsnü zan etmek, ibadettir. [Ebu Davud] Allah’a yemin ederim ki, Allahü teâlâ kendisine hüsnü zan ederek yapılan duayı, elbette kabul eder. [Berika] Kıyamet günü, Allahü teâlâ bir kulunun Cehenneme atılmasını emreder. Cehenneme götürülürken arkasına dönerek, "Ya Rabbi! Dünyada sana hep hüsnü zan ettim" deyince, "Onu Cehenneme götürmeyiniz! Kulumu bana olan zannı gibi karşılarım" buyurur. [Beyheki] Peygamber efendimiz, ölüm halindeki bir gence sorar - Kendini nasıl buluyorsun? - Günahlarımdan korkuyor; fakat Allah’tan ümit kesmiyorum. - Bu korku ile ümit, şu ölüm anında kimde bulunursa, Allahü teâlâ ona umduğunu verir ve onu korktuğumdan emin kılar. İ. Gazali, Tirmizi Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmek çok tehlikelidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki Kötü zanda bulundunuz. Bu yüzden helake mahkum kavim oldunuz. [Feth 12] Rabbinize olan [ümitsizliğiniz, kötü] zannınız sizi helak etti. [Fussilet 23] Allahü teâlâ, Hazret-i Davud’a vahyetti ki - Beni sev, beni seveni sev ve beni kullarıma sevdir! Beni sevsinler. - Ya Rabbi bunu nasıl yapayım? - Nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat, onlar benden ancak iyilik beklesinler. Kadi Yahya bin Eksem hazretleri vefat edince, rüyada görüp halini sordular. O da, Allahü teâlâ bana, Ey kötü ihtiyar, şunları niçin yaptın? diye beni azarlayınca beni büyük bir korku kapladı. Ben de, "Ya Rabbi, böyle sorguya çekileceğimi bildirmediler" dedim. Ne bildirdiler? buyurdu. Ben de râvilerin ismini sayarak, Ben azimüşşan müslüman olarak saçı sakalı ağaran kuluma azap etmekten hayâ ederim buyurduğunu bildirdiler, dedim. Sen ve râviler sadıksınız. Ben de seni mağfiret ettim buyurdu. Bir kişi, insanları Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşürür, onlara hep zorluk gösterirdi. Kıyamette Allahü teâlâ buna, Sen kullarıma rahmetimden ümit kestirdin. Bugün sen de rahmetimden mahrum kaldın buyuracaktır. O halde her mümin, Allahü teâlânın azabından korkmakla beraber, rahmetinden de ümidini kesmemelidir! Ölürken mutlaka Müslüman ömrünün sonuna doğru, öleceği zaman daha çok Allahü teâlâya hüsnü zan etmelidir. Yani Ben çok günahkâr isem de Allahü teâlâ beni affeder diye ümit etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Ölürken mutlaka Allahü teâlâya hüsnü zan edin. [Müslim] Allahü teâlâ buyurdu ki Kulum beni nasıl zannederse, ona zannettiği gibi muamele ederim. [ İbni Hibban] Yani Allah beni affeder diye ümit ediyorsa onu affeder. Allah’tan ümidini kesmişse, ben mutlaka Cehennemliğim diyorsa Cehenneme gider. Günah olan zan Sual Kur'an-ı kerimde bazı suizanların günah olduğu bildiriliyor. Bunlar hangisidir? CEVAP Suizan, bir kimseyi kötü zannetmektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki Ey iman edenler, suizan etmekten kendinizi koruyun! Zannetmenin bazısı günahtır. [Hucurat 12] Günah olan zan, iyi kimseyi kötü zannetmektir. Günahının affolunmayacağını sanmak, Allahü teâlâya suizan olur. Müslümanı fâsık zannetmek suizan olur. Suizan haramdır. Haram işleyen kimseyi bilir ve onu sevmezse, suizan olmaz, buğd-ı fillah olur, sevap olur. Müslümanın bir ayıbını görünce, ona hüsnü zan etmeli, teviline çalışmalıdır! Kalbe gelen bir düşünce, suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması, meyletmesi suizan olur. Hadis-i şerifte, Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur buyuruldu. Müslim Salih veya fâsık olduğu bilinmeyen müslümana hüsnü zan etmelidir! Hüsnü zan, suizannın tersidir. Bir kimseyi iyi zannetmektir. Hüsnü zan edileceklerin başında Allahü teâlâ gelir. Hadis-i şerifte, Allahü teâlâya hüsnü zan etmek ibadettir buyuruldu. Allah’ın rahmetinin, affının bol olduğunu bilmelidir. Günahlarımız çok olsa da Allahü teâlânın affedebileceğini düşünmek hüsnü zan olur. Elbette bu günahların içinde şirk, küfür yoktur. Ahirette Allahü teâlâ dilerse her günahı affedeceğini fakat şirki, küfrü asla affetmeyeceğini bildiriyor. Dünyada iken şirkten, küfürden tevbe edeni de affeder. İmansız olarak öleni ise asla affetmez. Müslümanın hüsnü zannı şöyle olmalıdır Bir çocuk görünce, bunun günahı yoktur, benim günahım vardır. O halde bu çocuk benden daha faziletlidir. Bir yaşlı müslüman görünce, bunun ibadeti benden daha fazladır, o halde benden daha faziletlidir. Bir İslam âlimi görünce, ben cahilim, bu benden ziyade âlimdir, öyle ise, benden daha faziletlidir. Bir cahil görünce, bu bilmeden günah işler. Ama ben bilerek işlerim, öyle ise, bu benden efdaldir. Bir kâfir görünce, olur ki, dünyadan iman ile gider. Benim imanla gidip gitmeyeceğim ise, belli değildir. Şu halde, benden daha faziletli olabilir diye düşünmeli! İslam Ahlakı Suizan ve münafıklık Sual Bir arkadaş, elinde kesin bilgi olmadığı halde, hasetten midir, nedir, müslüman olduğunu yakînen bildiğim bazı yazar ve liderlere, münafık, sapık, mason gibi laflar ediyor. Onun böyle söylemesi tehlikeli değil midir? CEVAP İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki Kim, zan ile, başkasının kötü olduğunu kabul ederse, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helakine sebep olur. Günah işleyen müslümana kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnete göre, bir insan günah işlemekle kâfir olmaz. Bid'at fırkaları, günah işleyene, kendileri gibi düşünmeyen müslümanlara kâfir demek sapıklığında bulunmuşlardır. Bir savaşta, kelime-i şehadet getiren birini öldüren kimseye, Resulullah efendimiz, Kelime-i şehadet söyleyen kimseyi niçin öldürdün? buyurdu. O kimse de, Dili ile söylüyordu ama kalbi ile inkâr ediyordu dedi. Kalbini yarıp da baktın mı? diyerek onu tekdir buyurdu. Onun için mümine kâfir demekten, ona lanet etmekten sakınmalıdır! Lanet, sahibine döner. Hadis-i şerifte, Kul, lanet edince, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner buyuruldu. Beyheki Hadis-i şerifte, İnsanların kalblerini yarmak, gizli şeylerini anlamak için emrolunmadım buyuruldu. M. Kâinat Zan ile hareket etmek yanlıştır. Zan kesin bilgi değildir. Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki Zan, haktan [ilimden] hiçbir şeyin yerini tutmaz. [Yunus 36] M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki Bir müslümanın bir işinde veya sözünde 99 küfür ihtimali olsa, bir iman ihtimali olsa, bu kimseye kâfir denilmez. Müslümana hüsnü zan etmek gerekir. Sözlerini, işlerini mümkün olduğu kadar iyiye yormalıdır. Müslümanın hayırlı ve salih olduğuna inanmak, ibadet olur. Bir müslümana suizan ederek ona inanmamak, kötü huylu olmayı gösterir. İşittiğini sormalıdır. Söz sahibine hemen suizan etmemelidir. Şeytanın kalbe getirdiği vesveselerden en çok başardığı, suizan vesvesesidir. Suizan etmek haramdır. Bir sözden iyi mana çıkarmaya imkan bulunamazsa, bunun yanlışlıkla veya unutarak söylenebileceği düşünülmelidir. Berika İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki Bir müslümanı suçlu sanarak, dedikodu yapmak, çok çirkindir. Zan ile, bir müslümana sapık demek, münafık demek, kincilik olur. Bu iftiralar doğru değilse, söyleyen sapık ve kâfir olur. Münafık, müslüman görünen kâfirdir. Fakat, günah işleyen müslümana kâfir denmez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Mümin, gıpta eder, imrenir münafık ise, haset eder. [İ. Maverdi] Müslüman hayırlı olur. Haset edince hayır kalmaz. [Taberani] Yalan söylemek münafıklık alametidir. Fakat her yalan söyleyene münafık denmez. Münafığa en ağır gelen namaz, yatsı ile sabahı cemaatle kılmaktır hadis-i şerifinden dolayı, sabah namazına mescide gelmeyen herkese münafık demek doğru olmaz. Buhari Bir müslüman, yabancı bir diyarda, dinsizlerin arasında kalıp, namazlarını gizli kılsa, zaruretlerden dolayı mümkün mertebe müslümanlığını gizlese, bu kimseye münafık denmez. Buna müdara denir. Müdara, dini zarardan kurtarmak için dünya menfaatinden vermek, insanlarla iyi geçinmektir. Hadis-i şeriflerde Allahü teâlâ, farzları yapmamı emrettiği gibi, müdara etmemi de emretti ve Müdara sadakadır buyuruldu. [Deylemi] Müdaranın zıddı, müdahenedir, dünyalık ele geçirmek için dinden taviz vermektir, haramdır. Hadis-i şerifte Gücü yettiği halde günah işleyene müdahene edip, nehy-i münkeri terk eden, kabrinden maymun ve domuz şeklinde kalkar buyuruldu. Şir’a Kendine veya başkasına zarar gelme korkusundan dolayı iyiliği emredip haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mani olmak için susmaya müdara denir. Cihadda hile yapmak, yalan söylemek caiz ve gerekir. Mesela, düşmanın biri, Hazret-i Ali’nin karşısına aniden kılıçla çıkıp, Şimdi seni benim elimden kim kurtarabilir? der. Hazret-i Ali de, parmağı ile adamın arkasını gösterip Peki dövüşelim, fakat iki kişiyle mi? der. Düşman, arkamdaki kim diye bakınca, Hazret-i Ali, kılıcını çekip, düşmanını zararsız hâle getirir. Düşmanı, Bana hile yaptın? der. Hazret-i Ali de Harb hiledir hadis-i şerifini bildirip, ama sen de beni gafil avlayacaktın der. Yani senin yaptığın hile değil miydi demek ister. O halde müslümana suizandan sakınmalıdır! İşin aslını öğrenmeden Sual Eskiden halkın, padişaha "Kulunuz" diye kendini takdim ettiği, padişahın da halka, "Kulum" dediğini işitiyoruz. Yalnız Allah’a kul olunmaz mı? CEVAP Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları değişir. Kul, mahluk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tâbi, mensup gibi manalara gelir. Sultana bağlı askerlere Kapı kulu denirdi. Bende kelimesi de kul demektir. Bendeniz, kulunuz demektir. Bu tabir bugün bile tevazu ifadesi olarak kullanılmaktadır. Padişahlar, tebeasından olan sadık yardımcıları için "Kulum" tabirini kullanırlardı. Burada kulum, sağ kolum demektir. Mevla kelimesi de yedi manaya gelir. Meşhur olan üç manası ilah, köle ve efendi demektir. Mevlamızın rahmeti boldur cümlesinde mevla, ilah manasındadır. Mevlana Halid-i Bağdadi, Mevlana Celaleddin-i Rumi kıymetli zatlardır cümlesindeki mevla kelimesi, efendi demektir. Mevlana, efendimiz demektir. Hazret-i Bilal, Hazret-i Ebu Bekrin mevlası idi cümlesinde mevla, azat edilmiş köle manasına gelir. Bunun gibi bir çok kelime kullanıldığı yere göre mana alır. Sultanlar veya diğer büyük zatlar hakkında şanlarına yakışmayan bir şey duyunca, işin aslını öğrenmeden onlara suizan etmemelidir. Dinimiz zahire göre hüküm verir Sual Nalıncı Baba menkıbesi, yakın çevremizde hızla yayıldı. Bazı uygunsuz gibi görünen insanlara evliya olabilir gözü ile bakılıyor. CEVAP Nalıncı baba istisnadır. İstisnalar kaideyi bozmaz. İçki içene hüsnü zan edilmez. Dinimiz zahire göre hüküm verir. Bir kâfir müslüman olsa, müslüman olduğunu kimseye söylemese, iman ile ölse, bizim ona kâfir dememizde hiç mahzur yoktur. Çünkü biz onun müslüman olduğunu bilemeyiz. Tersine, bir müslüman da kâfir olsa, fakat küfrünü gizlese, camiye gelse, ona müslüman nazarı ile bakarız, ölürse namazını kılar, ona dua ederiz. Bundan mesul olmayız. Hallacı Mansur hazretleri Enel Hak dedi. Devrin müftüsü küfrüne fetva verdi. Çünkü din zahire göre hüküm verir. Ama o tasavvuf sarhoşluğu ile öyle söyledi, o sözünde mazur idi, ama o müftünün nazarında kendini ilah sayan biriydi. Onun için müftü fetvasından mesul değildir. Öteki de mazurdur. Böyle sözler pek az kimsede olmuştur. Şimdi enel hak diyeni evliya sanmamız yanlış olur. İçki içene belki evliyadır diye hüsnü zan etmek yanlış olur. Zan ile hüküm verilmez Sual Hırsızlık yaptığını zannettiğimiz bir tanıdığımız var. Ailesinin durumu çok iyi. Ben kloptemani hastalığı olduğuna inanıyorum. Ailesine söylediğimizde kesinlikle kabul etmeyip, bizleri suçlayacaktır. Ne yapmalıyız? CEVAP Zan ile hüküm verilmez. Bütün alametler onun üstünde toplansa, % onun hırsız olduğu sanılsa yine ona hırsız damgası vurulamaz. Dinimiz işaretlere göre karar vermez. Yapılacak en iyi iyilik, en iyi yardım ona dua etmektir. Müminin silahı duadır. Dua sayesinde düzelebilir. Suizan ve töhmet Sual Bir arkadaşın, bazı alametlerine bakarak günah işlediğini zannediyoruz. Ama kesin bilmiyoruz. Bu suizan olur mu? Suizan nedir? CEVAP Suizan, bir kimseyi kötü zannetmek, onun günah işlediğine inanmak demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Emir [âmir], mahiyetini töhmet altında bırakırsa, onları ifsad eder. [Taberani] Suizan ettiğiniz zaman, gerçekten öyle mi diye araştırmayın. [İbni Adiy] Töhmete sebep olacak yerlerden kaçının! [ Hüsnü zan sahibi olması, kişinin kulluğunun güzelliğindendir. [Hatib] Bir müminin günah işlediğini zannetmek, suizan olur. Kalbe gelen düşünce, suizan olmaz. Eğer kalb o tarafa meylederse, suizan olur. Kâfire değil, Müslümana suizan edilmez. Yani, müslüman olduğunu söyleyen ve küfre sebep olan bir sözde ve işte bulunmayan kimsenin bir sözünden veya bir işinden hem imanı olduğu, hem de imansız olduğu anlaşılırsa, küfre düştü dememelidir. Kâfir zaten kâfirdir. Bu kâfir galiba içki içiyor diye düşünmek suizan olmaz. Dini bozanlara, bid’at ehline de böyle hüsnü zan edilmez. Bunların yanlışlarını açıklamak da gıybet olmaz, dinin emrini yerine getirmek olur. Müslümana suizan etmemek gerektiği gibi, başka Müslümanların da bizim hakkımızda suizan etmelerine sebep olabilecek durumlardan sakınmak gerekir. İnsanları suizandan kurtarmak için, töhmet yerlerinden uzak durmalıdır. Onların dedikodularına kendisi sebep olduğu için işleyecekleri günaha ortak olur. Peygamber efendimiz, hanımı ile konuşurken, oradan geçenlere buyurdu ki - Bu benim zevcemdir. - Ya Resulallah, sizden de mi şüphe edilir dediler. Buyurdu ki - Kan, insanın damarlarında dolaştığı gibi, şeytan da insana nüfuz eder, kalbine şüphe sokar. Buhari Başkalarının suizannına sebep olacak hareketlerden kaçmalıdır. Salih bir kimse, şişe ile evine bir şey getirirken şişeyi kapalı bir torba içine koymalıdır. Böyle yapmayıp da bir gazete kağıdına sararak açıktan getirirse, suizanna sebep olabilir. "Acaba içki mi?" diyenler çıkabilir. Böyle, şüphe uyandıracak hareketlerden uzak durmalı, başkalarının kendi hakkında dedikodu etmesine sebep olmamalı. Bir kişi, bir kadınla şüphe uyandıracak şekilde konuşuyordu. Hazret-i Ömer, onun yanına varıp, öfkeli şekilde bakınca o kişi, Bu benim hanımım dedi. Hazret-i Ömer o zaman buyurdu ki Peki hanımın ise, ne diye üzerinize şüphe çekecek şekilde konuşuyorsunuz? Bu olaylar da, Müslümanın, suizanna sebep olacak, töhmet altında bıraktıracak söz ve işlerden kaçması gerektiğini göstermektedir. Mürtede hüsnü zan etmek Sual Her fırsatta Müslümanlığın aleyhine konuşanlar, İslamiyet’e düşmanlığı ile ün kazananlar, ölünce, Belki tevbe etmiştir, tevbesini gizlemiştir diyerek onları rahmetle anmak caiz midir? CEVAP Asla caiz değildir. Dinimiz zahire [görünüşe] göre hükmeder. Belki ile olmaz. Açıkça işlenen günahların tevbesi de açık olmalıdır. Ben senelerce İslam’a düşmanlık ettim, ama şimdi tevbe ediyorum demesi gerekir. Kalbden tevbe etmese bile, böyle söylediği kesin ise, artık ona hüsnü zan edilir. Kötü düşünmemek için Sual Salih biri hakkında, elde olmadan kötü düşündüğümüz oluyor. Bundan nasıl kurtulabiliriz? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki Bu zamanda, doğru ile yanlış, iyi ile kötü birbirleriyle karışıktır. Salih kimsenin ara sıra, İslamiyet’e uymayan bir şey yaptığını görürse, kendisi bunu yapmamalı, iyi gözle bakarak, İslamiyet’e uygun görmeğe çalışmalı, iyi tarafını aramalıdır. İyi ve uygun yerini bulamazsa, bu beladan kurtulmak için, Allahü teâlâya yalvarmalıdır. Mubah olan bir şeyi yapmasından şüpheye düşerse, bu şüpheye kıymet vermemelidir. Her şeyin sahibi olan Allahü teâlâ, mubah şeyleri yasak etmemiş, beğenmezlik etmemişken, başkası, kendiliğinden nasıl karşı gelebilir? Çok yer vardır ki, bir şeyin daha iyisini yapmamak, yapmaktan daha iyi olur. Hadis-i şerifte, Allahü teâlâ, azimetle iş yapmayı sevdiği gibi, ruhsatla yapmayı da sever buyuruldu. 1/313 Suizan zararlıdır Sual Kur’an-ı kerimdeki, Zannın çoğundan kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır mealindeki âyette bildirilen husus nedir? Sitenizde, Suizan etmekten sakının diye açıklanıyor. Yaşadığım bir olay, bana suizannı öğretti Bir arkadaş, altın yüzük takıyor, karısı açık, evinin dibindeki camiye gelmiyor, bir gün de yarım dakikada falan abdest aldığını gördüm, yani bazı uzuvlarını yıkamadığı belli oluyordu. Başka bir zaman da normal çoraba mesh ederken gördüm. Evine gazete kâğıdıyla sardığı bir şişe içinde bira veya şarap getirdiğini gördüm. Bir sefer de bid’at sakal bıraktığını gördüm. Daha bunlar gibi çok yamuğunu gördüm. Bu arkadaşla karşılaşmamak için azami gayret sarf ettim, hep uzak durdum. Yıllar sonra bir arkadaşa, bu kimseden bahsettim. Ona, bu kimsenin uygunsuz biri olduğunu söyledim. O pek inanmadı. Gidip o kimseye söylemiş sen böyle yapıyormuşsun diye. O da, bunların hiçbirinin gerçek olmadığını söylemiş. Ben de Nasıl olur, gözümle gördüm dedim. Sonradan öğrendim ki, yanında gördüğüm açık bayan, ablasıymış, hanımı değilmiş. Hanımı kapalıymış. Parmağındaki altın yüzük değilmiş, gümüşmüş, ama çalıştığı yerde dikkati çekmemesi için altın kaplama yüzük takıyormuş. Yakınındaki camideki imam bid’at ehli, fâsık biri olduğu için, oraya gitmeyip daha uzaktaki bir camiye gidiyormuş. Ayağında mest olduğu için çabuk abdest alıyormuş. Çorabın üstüne mest ediyormuş, ama çorabın altında deri çorap mest varmış. Şişede getirdikleri de, sirke vesaireymiş. Hasta olduğu için, on gün kadar sakal tıraşı olamamış, yani kasten kısa sakal bırakmamış. Diğerlerinin de hep böyle bir sebebi varmış. Suizan ettiğimi o zaman anladım. Şimdi benim ne yapmam gerekiyor? CEVAP Tevbe etmeli ve bir daha suizandan sakınmalıdır. Müslümana hüsnüzan Sual Bir Müslüman ölünce, Sıkıntılarından kurtuldu, Allah'ın rahmetine kavuştu demekte dinen mahzur var mıdır? CEVAP Hiç mahzuru yoktur. Selefî denilen kimseler Sıkıntılardan kurtulduğunu ve rahmete kavuştuğunu nereden biliyorsun? diyerek, buna şirk diyorlar. Bu, gaybdan haber vermek değildir. Bu sadece bir hüsnüzandır. Dinimiz zahire göre hüküm verir. Müslümanım diyene, sen kâfirsin denmez. Müslümanın rahmete kavuştuğuna inanıyoruz ki, ölünce cenaze namazını kılıyoruz. Aynı mantıkla, Müslüman olarak öldüğü nereden belli, cenaze namazı kılınmaz denir mi hiç? Allah rahmet etsin diyoruz. Kâfirin cenaze namazı kılınmaz, kâfire Allah rahmet etsin denmez. Cehennemi boyladı denir. Çünkü onun kâfir öldüğüne zannımız vardır. Müslümana da, Allah'ın rahmetine kavuştu denir, sıkıntılardan kurtuldu denir. Evet, Aşere-i mübeşşere’den başkasına, kesin Cennetliktir denmez. Ama hüsnüzan ederek, Cennettedir, rahmete kavuştu denir. Hüsnü zannımız çoksa, Rahmetüllahi aleyh deriz, Kuddise sirruh deriz veya cennetmekân deriz. Eshab-ı kiramdan ise Radıyallahü anh deriz. Takke giymek Sual Uzun boylu bir genç, takkeli bir ihtiyara, Bu takkeyi niye giydin? Namazdan sonra çıkarmayı mı unuttun, yoksa kanunlara mı muhalefet ediyorsun? dedi. İhtiyar, cevap vermedi, sadece gülümsedi. Fakat bana, Hem başım üşümesin diye, hem de sünnet olduğu için giydim dedi. Gencin ihtiyara böyle soru sorması, suizan değil midir? CEVAP Elbette namaz kılan Müslümanlara hüsnüzan etmeli, Kanunlara karşı geliyor, suç işliyor diye suizan etmemeli. Üstelik bir gencin, ihtiyara bu şekilde emr-i maruf yapması da doğru değildir. Suizan ve töhmet Sual Mail adreslerine Eğilmez genç, Delikanlı adam, Büyük insan gibi nickname [takma isim] koyan arkadaşlarım için, Bu yaptıkları kibir alametidir demek suizan olur mu? CEVAP O kimse, Müslüman, sâlih bir arkadaşımızsa ve ne için koyduğu bilinmedikçe, öyle söylemek suizan olur. Belki kibirliler için öyle isim almıştır. Kibirliye karşı kibirlenmek caizdir. Bilmediğimiz başka sebepleri de olabilir. İhya’da deniyor ki Arkadaşımızın bir kusuru için, birçok mazeret aramalı. Şayet kalbimiz yine mutmain olamazsa, kabahati kendimizde bulmalıyız. Kendimize, Sen ne katı yüreklisin, ne inatçısın! Arkadaşın sana yetmiş mazeret buldu. Sen hâlâ kusur görmeye çalışıyorsun demeli, kusuru her zaman kendimizde aramalıyız. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki Arkadaşının mazeretini kabul etmemek günahtır. [İbni Mâce] Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur. [İbni Mâce] Kabalık edene nazik davranan, zulmedeni affeden, mahrum edene ihsan eden, uzaklaşana yaklaşan kimse, yüksek derecelere kavuşur. [Bezzar] Suizan, birini kötü zannetmek, onun günah işlediğine inanmak demektir. İki hadis-i şerif Suizan etmeyin! Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin! Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez. [Buhârî] Hüsnüzan sahibi olması, kişinin ahlâkının güzelliğindendir. [Hatîb] Kitaplarımızda iyi Müslüman şöyle anlatılmaktadır Arkadaşlarının hatasını görmez, hüsnüzan eder, suizandan [kötü zandan] kaçınır, arkadaşlarının eziyetlerine göğüs gerer, onlardan şikâyetçi olmaz, hep kendi ayıp ve kusurlarıyla meşgul olur, kendi nefsini kınar, güler yüzlü olur ve herkesle yumuşak konuşur. Suizana sebep olmamalı Bir başka husus da, Müslümana suizan etmemek gerektiği gibi, başka Müslümanların da bizim hakkımızda suizan etmelerine sebep olabilecek durumlardan sakınmalıdır. Bir hadis-i şerif Töhmete sebep olacak yerlerden kaçının! [İ. Gazâlî] İnsanları suizandan kurtarmak için, töhmet yerlerinden uzak durmalı. Onların dedikodularına kendisi sebep olduğu için işleyecekleri günaha ortak olur. Salih bir kimse, şişe ile evine bir şey getirirken şişeyi kapalı bir torba içine koymalı. Böyle yapmayıp da bir gazete kâğıdına sararak açıktan getirirse, suizanna sebep olabilir. Acaba içki mi? diyenler çıkabilir. Çünkü Peygamber efendimiz, hanımıyla konuşurken, oradan geçenlere, Bu benim zevcemdir buyurdu. Yâ Resulallah, sizden de mi şüphe edilir? dediklerinde buyurdu ki Kan, insanın damarlarında dolaştığı gibi, şeytan da insana nüfuz eder, kalbine şüphe sokar. [Buhârî] Bir kişi, bir kadınla şüphe uyandıracak şekilde konuşuyordu. Hazret-i Ömer, öfke ile onun yanına varınca, o kişi, Yâ Ömer, bu benim hanımım dedi. Hazret-i Ömer, Peki, hanımınsa, ne diye şüphe çekecek şekilde konuşuyorsunuz? buyurdu. Bu olaylar da, Müslümanın, suizanna sebep olacak, töhmet altında bıraktıracak söz ve işlerden, mesela bizi kibirli gibi gösterecek takma adlardan, lakaplardan kaçması gerektiğini Bazı kimseler, üstü kapalı konuşuyor, anlattıkları anlaşılmıyor, karşı tarafa sıkıntı veriyorlar. Böyle üstü kapalı konuşmak uygun mudur? Cevap Birinin sözünü yanlış anlamak, o kimsenin öfkelenmesine sebep olabilir. Böyle zamanlarda az ve açık söylemek, şüpheli kelimeler kullanmamak lazımdır. Zira bir şeyi kapalı anlatmak, dinleyene sıkıntı verir ve onu incitir. Başkasına sıkıntı vermek, onu incitmek, üzüntüye sokmak ise kul Din adı altında her türlü günahı işleyenlerin ve insanları kendileri gibi olmaya çağıranların bu kötülüklerini söylemek, onlar hakkında kötü düşünmek mi olur? Cevap Kalbimiz temizdir diyerek haramları, çirkin ve kötü şeyleri yapanları, iyi niyetle yapılan her şey hayır ve ibadet olur diyenleri, açıkça günah işleyenleri ve Müslümanları aldatarak kendilerine adam, taraftar toplayanları sevmemek, bunlara uymamak lazımdır. Bunların fasık olduklarını söylemek, sû-i zan suizan edilmez Sual Bazı kimseler tarafından; “kimseye kötü gözle bakmamalı, kâfir olduğunu gösteren işine, sözüne değil, imanı olduğunu gösteren işine ve sözüne bakmalıdır. İman, kalpte bulunur, bunu da Allah bilir, başka kimse bilemez. Kalbinde iman olana kâfir diyenin de kendisi kâfir olur. Müslümanlığı açıkça kötülemeyen herkese Müslüman gözü ile bakmak, onu sevmek lazımdır” deniliyor. Bu söz doğru mudur? Cevap Kimseye suizan etmemeli, kötü düşünmemeli sözü yanlıştır. Bunun doğrusu; Müslümana suizan etmemelidir. Yani Müslüman olduğunu söyleyen ve küfre sebep olan bir sözde ve işte bulunmayan kimsenin bir sözünden veya işinden hem imanı olduğu, hem de imansız olduğu anlaşılırsa, imanı olduğunu anlamalı, dinden çıktı dememelidir. Fakat bir kimse, dini yıkmaya, gençleri kâfir yapmaya uğraşır veya haramlardan birinin iyi olduğunu söyleyerek bunun yayılması için uğraşırsa, yahut Allahü teâlânın emirlerinden birinin zararlı olduğunu söylerse, buna kâfir denir. Müslüman olduğunu söyler, namaz kılar, hacca giderse, Zındık denir. Müslümanları aldatan böyle ikiyüzlüleri Müslüman sanmak, ahmaklık teâlâ, Kur’an-ı kerimde Tevbe suresinin 28. âyetinde kâfirlere Neces ve 95. âyetinde Rics yani pis buyurdu. O hâlde, Müslümanların yanında, kâfirlik pis ve aşağı olmalıdır. Ra'd suresinin 14. ve Mü'min suresinin 50. âyetlerinde mealen; Bu düşmanların duaları neticesizdir, kabul olmak ihtimali yoktur buyuruldu. Müslümanlardan, Allahü teâlâ ve Peygamberi razıdır. Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmaktan daha büyük nimet Tanımadığımız bir Müslüman hakkında, iyidir veya kötüdür diye bir söz söylemek uygun olur mu veya ne yapmalıdır? Cevap Salih veya fasık yani günahkâr olduğu bilinmeyen bir mümine hüsn-i zan etmelidir. İLETİŞİMDE KABUL ETMENİN ÖNEMİ Sevgili anneler, önceki yazıda etkili iletişimin ilk konusu olan “duygular”dan söz etmiştik. Bu yazıda ikinci konu olan kabulü işleyeceğiz. Aşağıda üzerinde çalışabileceğiniz bir senaryolar listesi göreceksiniz. Aslında bu listeyi duygular yazısının başına koymalıydım, önce koymama kararı almıştım, sonra da gerçekten kendini geliştirmek isteyen okurlara biraz daha çok veri sunmanın iyi olacağını düşündüm.Bu listenin amacı şu anda nasıl iletişim kurduğunuzu saptamanız içindir. Bu 8 maddelik listeyi aralarında birer paragraflık boşluklar bırakarak defterinize yazın. Her cümleyi üzerinde çok düşünmeden yanıtlayın. Yanıtlarken “Ne demeliyim?” diye düşünmeden, bu senaryolar sizin evinizde olsa ne söyleyiverirdiniz, o cümleleri karşınızda çocuğunuz varmışçasına, ona söyleyeceğiniz gibi yazın. Siz Olsaydınız Çocuğunuza Ne Söylerdiniz? 1- Okuldan gelince çamurlu botlarını çıkarmadan güle oynaya odasına gidiyor. 2- Siz henüz fırsat bulup kitabınızı elinize aldığınızda, çocuklar avaz avaz bağırıp kavga etmeye başlıyorlar. 3- Soğuk bir pazar günü dışarı çıkmak üzere hazırlanıyorsunuz. Küçük kızınız, inatla yazlık bir giysisini giymek istiyor. 4- Ağlayarak eve geliyor ve en sevdiği arkadaşından söz ederek “O aptalla artık hiç oynamayacağım.” diyor. 5- İki kardeş tartışıyor ve sizin hakemliğinizi istiyorlar. Birinin haklı olduğunu çok açık bir biçimde görüyorsunuz. 6- İki kardeşe bir oyuncak aldınız. Adil olma düşüncesiyle önce oynama hakkı için kura çektiniz. Kaybeden, “Zaten küçük olduğum için her zaman ben kaybediyorum, haksızlık bu” diyerek ağlamaya başlıyor. 7- Bir sabah onu yatağından kaldırırken “Anne, her gün yuvaya gitmek zorunda mıyım?” diye soruyor. 8- Arkadaşlarından birinin annesinden çok korktuğunu söylüyor ve boynunuza sarılıp yanağınıza kocaman bir öpücük konduruyor. Soruların arasında 4-5 satırlık boşluk bırakmayı unutmayın. Bu listeyi yazı dizimiz bittikten sonra da yanıtlayıp aradaki farkı görebilirsiniz. Fark, sizin ne denli “denetleyen değil, etkileyen bir anne” olduğunuzu kendinize gösterecektir. Konular ilerledikçe bu listeye yeniden döneceğiz. 2- ÇOCUĞU DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMADAN OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEK Başkasını kabul edebilmek, insanın kendisini kabul etmesiyle başlar. Kendini kabul edebilmek için de kişinin kendini “tanıması” gerekir. Kapısı, penceresi olmayan bir oda düşünün. Bu odada size ait her şeyin bulunduğunu varsayın. Düşünceleriniz, duygularınız, istekleriniz, değerleriniz, zaaflarınız, meziyetleriniz, umutlarınız, zevkleriniz, güçlü ve zayıf yanlarınız ……… Bu odanın kapısı, penceresi olmadığı için içerisi zifiri karanlık ve siz orada kendinize ait nelerin olduğunu göremediğiniz için bilemiyorsunuz. Bu odanın üstünden bir delik açtığınızı, bu deliğin küçük bir pencere olduğunu düşünün. Bu pencereye “Kendini Tanıma Penceresi” diyelim. Buradan içeriye ışık girsin. O pencereden içeriye baktığınızı ve orada nelerin olduğunu görmeye çalıştığınızı varsayın. Baktığınız noktadan odanın her yanını , dolayısıyla içindeki her şeyi görmeniz mümkün mü? Tabii ki hayır. Bu benim pencerem olsa, kendimle ilgili görebildiklerim ve göremediklerim olduğuna göre bu pencereyi ikiye bölebilirim. Şimdi o minik pencereden bir başkasının baktığını düşünün. O kişinin de benimle ilgili her şeyi görmesi mümkün mü? Bakış açısına göre, baktığı yere ışığın düşüş miktarına göre vs. o kişinin de görüp göremedikleri vardır. Pencreyi bir de başkasının bakışına göre bölelim. Şimdi ikisini üst üste koyalım Sol üst bölge kişiliğimizin açık bölgesidir. Burada hem benim kendimle ilgili bildiklerim, hem başkalarının benimle ilgili bildikleri vardır. Örneğin ben kendimi “konuşkan” olarak tanımlıyor, başkaları da “Birsen konuşkandır” diyorsa “konuşkanlık” benim açık bölgemdeki bir özelliğim demektir. Beni tanıyanlar duygulardan konuştuğumun farkındadır. Ancak ben insanlarla ilgili olumsuz duygularımı pek söyleyemem. Bu özelliğim fark edilmemişse sağ üst köşedeki gizli bölgemin bir özelliğidir. Halâ bu konuda kendimi geliştirmeye çalışıyorum.Ben kendimi konuşkan olarak niteliyorum ama çevremdekiler benim sözü alıp bırakmadığımı, kimsenin konuşmasına izin vermediğimi söylüyorsa, ben bu sevimsiz özelliğimin farkında değilim, ona karşı körüm demektir. Sol alt köşe. Sağ altta bilinmeyen bölge var. Buradaki özellikleri ne ben biliyorum ne başkaları. Başka bir yerde dünyaya gelseydim, başka koşullarda büyüseydim buradaki özelliklerim ortaya çıkabilirdi belki. İnsanlar arasında doyum sağlayan bir iletişim açık bölgelerin sağlanır. Şimdi açık bölgeleri farklı boyuttaki iki kişinin iletişimine bakalım A kişisinin açık bölgesinden B kişisinin açık bölgesine giden bir ileti karşılık bulup A kişisine dönerek yanıtlanıyor. A kişisinin yine açık bölgesinden çıkan bir ileti B kişisinin gizli ya da kör bölgesine rastlayınca ya emiliyor ya da farklı bir yöne yansıyor ve iletişim kesiliyor. Bu tablodan çıkartılması gereken sonuç şudur İnsanlar arasındaki iletişim açık bölgesi küçük olanın büyüklüğü oranında gerçekleşebilir. Bu nedenle açık bölgenin büyük olması doyurucu ilişkiler için bir zenginliktir. Demek ki doyum sağlayan iletişimler yaşayabilmek için açık bölgemizi büyütmeliyiz. Bu bölgeyi büyütmek için kendimizi nasıl açacağız? İletişimde bulunduğumuz insana geçmişimizin sırlarını vererek mi? Çok yakın dostluklardaki ilişkiler dışında bu sorunun yanıtı “hayır”dır. O anda yaşanılan duygu ve düşüncelerin paylaşılmasıyla kendimizi açarız. Kendimizi açtıkça açık bölgemiz de büyür. Kısaca şunu söyleyerek bu konuyu bitirelim. Sağlıklı, doyum sağlayan bir iletişim için karşılıklı olarak açık bölgelerin varlığı ve aşağı yukarı birbirine çok yakın büyüklükte olmaları gerekmektedir. İşte etkili iletişim becerilerinden “etkin dinlenme” karşımızdakinin açık bölgesinin, “ben dili” ise kendi açık bölgemizin büyümesini sağlayacaktır. Defterinize tanıma pencerenizi çizebilir misiniz? Kimlere karşı açık bölgeniz nasıl? En çok kime karşı açıksınız ; kimlere karşı gizli yanınız büyük ve bu insanların özellikleri neler? Çalışmalarımda bu soruyu sorduğum her kes kendini açtığı “o insanın” eleştirmeden dinleyen, kabul edici olduğunu; kendini sakladığı insanın/insanların ise sürekli eleştirip akıl verdiğini söylemişlerdir. Demek ki kabul etmek iletişim için olmazsa olmazdır. Yazının başında başkalarını kabul edebilmek için önce kendimizi kabul etmemiz gerekir demiştim. Olaylar karşısında hissettiklerinize, düşündüklerinize bakarak, yani iç gözlem yaparak kendinizle ilgili yeni bilgiler elde edebilirsiniz. Bu bilgilerin bazıları sizi rahatsız edebilir. Örneğin filân kişiyi kıskandığınızı fark ettiniz ve rahatsızlık duydunuz diyelim. Bu duyguyu yok saymak, inkâr etmek, bastırmak sizi rahatlatmaz, aksine farkında olmadan içinizde biriktirdiğinizde hem rahatsızlığınız artar hem de gelişme şansınızı kaybedersiniz. Oysa kendi kendinize “Ben şu kişiyi şu, şu özelliklerinden dolayı kıskanıyorum” diyebilseniz, bunu kendinize itiraf edebilseniz kendinizi kabul etmiş olursunuz. Kabul yüzleşmeyi sağlar, yüzleşme değişip değişmeme konusunda sizi düşünmeye yönlendirir. Bunun sonucunda da belki kıskandığınız o özellikleri edinmek için çabalar ve kişisel gelişminizi sağlarsınız. Dünyada altı milyar insan var ve bu insanların hiç biri diğerine benzemiyor. Yani her birimiz biriciğiz. Biriciklik ilkesi Fark et İç gözlem ve başkalarının geri bildirimleri + Kabul et şu, şu özelliklerimi olumluyorum; şu, şu özelliklerimden rahatsızım + Dile getir Ben şöyle, şöyle bir insanım Beğenmediğimiz yanlarımız için “ben niye böyleyim?” diye hayıflanmak yerine “Ben böyleyim” diyerek kabul etmek, bu barışma ve iç huzuru yaşadıktan sonra değişip gelişmek için çabalamak gerek. Siz nasıl biricikseniz, çocuğunuz da biriciktir. Şimdi gelelim karşımızdakini nasıl kabul edeceğimize ve karşımızdakini kabul etmekten ne anladığımıza. Gordon biliyorsunuz anlatmak istediklerini bir dikdörtgen üzerinde anlatıyor. İlk penceresi davranış penceresi. Zamanınız olsa başka hiçbir iş yapmadan tüm gün çocuğunuzu izleyebilseniz, bir gün içinde binlerce davranış yaptığını gözleyebilirsiniz. Bu davranışlardan bazıları hoşunuza gider, bazıları gitmez, hatta rahatsız olursunuz. O zaman bu davranışları kabul edebildiklerim Beni rahatsız etmeyenler, hatta hoşuma gidenler ve kabul edemediklerim hoşuma gitmeyenler, beni rahatsız edenler olmak üzere adlandırın. Dikdörtgen şimdi kabul penceresi oluyor ve ortasından kabul çizgisiyle bölünüyor. Çocuğunuzun davranışlarından kabul ettiklerinizi üst, edemediklerinizi alt bölüme hayalinizde yerleştirin. Hatta defterinize büyük bir kabul penceresi çizip içini doldurursanız daha iyi olur. Bunu yaparken zorlandığınızı göreceksiniz. Çünkü insan olmamamız ve bu nedenle de tutarsız olmamız nedeniyle bir gün kabul ettiğimiz davranışı başka bir gün kabul edemeyebiliriz. Başka bir deyişle kabul çizgisi durduğu yerde durmaz. Aşağı yukarı inip çıkarak yer değiştirir. Neye göre yer değiştirir? Bana, karşımdakine ve o davranışın yapıldığı içinde bulunulan çevreye göre. Hafta sonu evde ailece bir gün geçirdiğinizi hayal edin. İşiniz yok, eşinizle sohbet ediyorsunuz, çocuğunuz da oyuncaklarını getirmiş yanınızda oynuyor. Aslında oyuncakların oturma bölümüne gelmesini istemezsiniz genellikle, ama bu huzurlu ortamı bozmak istemiyorsunuz, hatta onu kendi kendine oynarken izlemek size ayrıca bir mutluluk da veriyor. Pazartesi olmuş, işten eve yorgun argın dönmüşsünüz ya da tüm gün çocukla uğraşmaktan ve ev işlerinden bitkin düşmüş durumdasınız, telefon çalıyor ve kıramayacağınız bir aile büyüğünüz size uğrayacağını söylüyor. Çocuğunuz Pazar günü oynadığı oyuncaklarıyla aynı yerde oynuyor, siz adeta koşarak mutfağa giderken oyuncaklara takılıp tökezliyorsunuz. Çocuğunuza ne söylersiniz? Çocuğunuzun davranışı Pazar günkü davranışıyla aynı, ama Pazar günü kabul ettiğiniz bu davranışı Pazartesi kabul edemiyorsunuz, öyle değil mi?Bir alıştırma daha yapalım Şimdi rahatça oturup gözlerinizi kapatın ve çocuğunuzun kabul edebileceğiniz, hoşunuza gidecek bir davranışı yaparken hayal edin. Ne yapıyor? Ne hissediyorsunuz? Bu durum gerçek olsa ne yapmak isterdiniz? Defterinize yazın lütfen. Şimdi de kabul edemediğiniz, sizi rahatsız eden bir davranışını düşünün. Ne yapıyor? Ne hissediyorsunuz? Gerçek olsa ne yapmak isterdiniz? Yazın bir tablo mu çıktı? Kabul ettiğiniz bir davranış karşısında olumlu duygular hissediyor ve olumlu davranış yapmak istiyorsunuz, kabul edemediğiniz davranış karşısında olumsuz duygu hissedip olumsuz davranmak istiyorsunuz. Şimdiye kadar tersini söyleyen olmadı. Bu ne demektir sevgili anneler? Ben kendi duygu ve davranışlarımdan sorumlu değilim, başkaları beni istedikleri gibi etkileyebilir ve benim duygu ve davranışlarımdan ben değil onlar sorumludur… Konuşmalarımızı hatırlayalım Beni kızdırıyorsun, beni mutsuz/mutlu ediyorsun, beni yoruyorsun vb. Yani karşımızdaki bize böyle hissettirdiği için ben böyle hissedip davranıyorum! Acaba böyle mi? Sizlere şimdi kendi yaşantımdan bir örnekle “uyanışımı” göstermek istiyorum. Oğlum milli yelkencidir. Lise son sınıfta üniversite sınavlarına hazırlanırken hafta sonları için şöyle bir plân yapmıştı Antrenman olduğu günler antrenmanlara katılmayacak, dersaneye gidecek; yarış günleri yarış saatleri dışında evde test soruları çözecekti. Bir cumartesi günü yarışı öğleden sonraydı. Öğleye kadar evde test çözecekti. Kahvaltıdan sonra odasına giderken televizyona gözü takıldı, bir spor kanalında yat yarışları vardı. Ben bu arada kahvaltı masasını topluyordum. Mutfaktan salona geldiğimde oğlumun kanepenin kenarına eğreti bir şekilde iliştiğini gördüm. Salona ikinci gelişimde kanepede biraz daha rahat oturduğunu fark ettim. Tahmin edersiniz ki içimde olumsuz bir şeyler kıpırdanmaya başladı. Odasına gitmesi gerektiğini hatırlatmakla hatırlatmamak arasında kararsızlık yaşıyor ve kızgınlık duygum giderek artıyordu. Tam bu sırada babası balkondan içeri girdi ve oğlunun yanına otururken yarışın ne yarışı olduğunu falan sorarak oğluyla izlemeye koyuldu. İşte o zaman sanki beynimde bir ışık yandı. Oğlum davranışıyla beni kızdırmıyordu, ben kendim kızıyordum. Eğer onun davranışı tartışmasız “kabul edilemez” bir davranış olsaydı babasının da bu davranışı kabul etmemesi gerekmez miydi? Babası onun düşmanı mıydı ki ders çalışmasın tv izlemesini istesindi? İşte bu olaydan sonra dilimi değiştirmeye , çocuğumun davranışlarını güzel- çirkin, doğru- yanlış, iyi- kötü….. demeden “bana göre kabul edilemez” ya da bu kitabî sözcüğü kullanmak istemediğimde “ bu benim hoşuma gitmedi” gibi sözlerle nitelendirmeye başladım. Eğer çocuğunuzun bir davranışı için “Bu çok yanlış bir davranış” derseniz, o davranışı yaptığı her zaman tutarlı olmak için aynı şeyi söylemelisiniz. Oysa biliyoruz ki biz anne/babayız ama önce insanız, Tanrı değil. İnsan olduğumuz için de tutarlı olamayız. Bir davranış bir gün bizi rahatsız etmez, aynı davranış başımız ağrıdığı, çok yorgun olduğumuz ya da işlerimiz başımızdan aştığı için……… başka bir gün rahatsız edebilir. Başka bir deyişle kabul çizgimiz önce “bana göre” yer değiştirdiği için aynı davranış bize bir iyi gelir, bir kötü. Yaşantılarınızdan bunun böyle olduğunu düşünerek bulabilirsiniz. Kabul çizgimizin yer değiştirişine neden olan ikinci şey, karşımızdaki insandır. Bazı insanlar vardır, onlara “şeytan tüylü” denir. Ne yapsa göze batmaz. Bu insanlara karşı da kabul çizgimizin yeri oldukça aşağıdadır. Sınıflarda çocuk sayısı çok fazla olduğu için bu durum açık biçimde görülür. Üçüncü etkense içinde bulunulan çevredir. Evde çocuğumuzun bazen gezinerek yemek yemesine göz yumabiliriz. Hele iştahsız ise “Aman yesin de…” deriz. Amaa evde misafirlerimiz olduğunda ya da dışarıda yenilen bir yemekte aynı davranışı kabul edemeyiz. Bundan böyle siz de çocuğunuzun ya da……. kabul edemediğiniz davranışlarını iyi-kötü, doğru-yanlış……. diye değerlendirmeden “Şu anda bu davranışını kabul edemiyorum” ya da “ Bana göre hoş değil” gibi kendi sözcüklerinizle reddetmeye başlayabilirsiniz. Böyle bir dil kullanmaya başladığınızda çocuğunuz “Annem şimdi, kabul edemiyor” diye düşünmeye başlayacaktır. Bu da aynı davranışı kabul ettiğinizde “Annem de bir doğru diyor, bir yanlış” diye düşünüp sizi tutarsız olarak algılamayacaktır. Sözün özü Kabul edemediğiniz, sizi rahatsız eden bir davranış karşısında tepki vermeden önce kendinize “Bu davranış herkes için tartışmasız kabul edilemeyen bir davranış mı, yoksa ben mi öyle algılıyorum?”diye sormalısınız. Ancak evrensel değerle ters düşen bir davranış her kesçe kabul edilmez, edilmemelidir. Değerler konusunda ele alacağım. Burada Epiktetos’un sözünü bir kez daha anımsayalım Gelişmiş insan sorunun yaşanan olayda değil, kendisinin o olaya bakış tarzında olduğunun bilincindedir. Bir sonraki yazıda “kabul” konusunu sürdüreceğiz. Bu konu üzerinde önemle durmak gerek. Eğer kabulü içimizde yaşatamazsak iletişim engelleri yapmaktan kendimizi kurtaramayız, sen dili konuşma dilimiz olur, etkin dinleme yapamaz, bunların sonucunda da kazan-kazan yoluyla çatışma çözemeyiz. “Beni olduğum gibi kabul eden biriyle evlenebilirim” ya da “Ben böyle biriyim, kabul edersen…” gibi cümleleri özellikle medyada oldukça sık duyuyorum. Bu cümleler Gordon’un kabulünün yanlış anlaşıldığını gösteriyor. Bu kelime adeta bir moda sözcüğü oldu. Aslında Gordon’un anlatmak istediği bu değildi. Kabul ne demek? Bir insanın evrensel değerlere ters gelen davranışlarını, görgüsüzlüğünü, kabalığını vs hoş görmek mi? Çocuğumun yatağımın üzerinde ayakkabılarıyla zıplamasına izin vermek mi yoksa kış günü yazlık elbiseyle sokağa çıkmasına göz yummak mı? Kabul de, nasıl kabul? Bir sonraki yazıda buluşmak dileğimle ve sevgilerimle… Not Sevgili Büşra Karaca ödevleri benimseyip yaptığı için onun adında diğer uygulayıcılara da yardımı olsun düşüncesiyle yazının sonuna bir duygu listesi ekleyeceğim. Bu liste anababa gruplarımda oluşan listelerin birleştirilmesiyle elde edildi. İncelediğinizde “Bu duygu değil, durum diyebilecekleriniz olacaktır. Hem değiştirmemek, hem de o durumların altında duyguların olması aynen kabul etmemin nedenidir. Duygu dilinizin gelişmesi çocuğunuzun da duygu dilinin gelişmesine, iletişiminizin daha can cana olmasına yardım edecektir. Hele bu yöntemi yeni kullanmaya başlayanlar için sürekli kızıyorum, üzülüyorum, mutlu oldum, sinirleniyorum gibi birkaç duygu ile konuşmak çocuğa, “ Ama anne sen de hep kızıyorsun ya da sinirleniyorsun,” deme hakkını verir, o zamanda bu garip durumdan nasıl sıyrılacağınızı bilemezsiniz. Bu yazıyı yalnızca okuyup geçmeyecekler için bu haftaki çalışma maddeleri Ödev kelimesi komik geldi şu anda bana• Duygu farkındalığını sürdürün.• Kabul pencerenizi çizin. Kimlere karşı kabul çizginizin nerede olduğunu düşünüp nedenlerini bulmaya çalışın.• Çocuğunuzun kabul edemediğiniz davranışlarını etiketlemeden “ Bana göre……” demeye başlayın. Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken lütfen yazarın adını belirtiniz. Kaynak göstermeden alıntı yapmak 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suçtur. AcımaAcizlikAç gözlülükAffetmekAğlamakAit olmakAlınganlıkAllak bullak olmakAltında kalmakAnaçlıkAnlamaAnlamakAnlaşılmamaAnlayışAnnelikAptallaşmaAranmaArınmışlıkArzuAşağılanmaAşağılık DuygusuAşkAyıplamaAzimBağımsızlıkBağışlamakBarışıklıkBaskı hissetmeBaşarıBaşarısızlıkBaşarmakBecerememeBeceriksizlikBeğenilmeBeğenmeBekleyişBencillikBezginlikBıkkınlıkBitip tükenmekBitkinlikBocalamakBozgunBöbürlenmekBunaltıBurulmakBüyüklükCan sıkıntısıCesaretCoşkuÇaresizlikÇatışmaÇekememezlikÇekingenlikÇelişkiÇoşkuÇökkünlükDe ja vüDehşetDerinlere dalmakDinginlikDirenmeDokunmakDostlukDuygusuzlukDürüstlükDüşmanlıkEfkârEğlenmekElemEleştirilmeEndişeEsenlikEşduyumEvhamEziklikFarkındalıkFedakârlıkGaddarlıkGamsızlıkGerginlikGerilimGıpta etmeGururGüçlülükGüçsüzlükGülmekGülümsemeGüvenGüvensizlikGüzel görünmeGüzellikHainlik Hakkaniyet Haklılık Haksızlık Halsizlik Haset Hasret Hassasiyet Hayal kırıklığı Hayranlık Hayret etme Heves Heyecan Hırs Hırtlık Hiçlik Hiddet Hissetmek Hor görmek Hor görülmek Horlanmak Hoşgörü Hoşlanmak Hoşnut olmak Hoşnutluk Hoşnutsuzluk Huşu Huysuzluk Huzur Huzursuzluk Hüzün İç erimesi İç yanması İçerlemek İçtenlik İğrenmek İhanet İhtiras İkilem İlenmek İlerlemek İlgi İlgilenme İnanç inatçılık İncitmek İntikam İsyan İtilmişlik İyi niyet İyimserlik Kabul Kaçma Kader Kahretmek Kalp sıkışması Kandırmak KaramsarlıkKararlılıkKararsızlıkKarışıklıkKasvetKatılıkKaygıKederKendini aklamaKendini kanıtlamaKendini suçlamaKeyifKınamaKırgınlıkKırılmakKıskançlıkKıvançKızgınlıkKibirKinKindarlıkKorkuKorumaKorunmaKötü niyetKötümserlikKuruntuKuş gibi hissetmeKuşkuKüçük düşmemekKüçük düşürülmekKüçük görmeKüçünsenmeKüskünlükMahcubiyetMazoşizmMerakMerhametMinnettarlıkMizahMukayeseMutlulukMutsuzlukMücadeleNefretNegatif hissetmeNeşeNostaljiOnaylamakOnur duymaOrgazmÖç almak Öfke Önemseme Önemsenme Övgü Övülmek Özenme Özgürlük Özgüven Özlem Özveri Panik Paylaşılmak Paylaşma Pişmanlık Pozitif hissetme Rahatlama Rahatlık Rahatsızlık Rehavet RekabetSaadet Sabır Sabırsızlık Sadakat Sadistlik Sakinlik Saldırganlık Samimiyet Saygı Sayılma Sayma Sevecenlik Sevgi Sevilme Sevilmeme Sevinç Sevinme Sevme Sezme Sığınma Sıkılganlık Sıkılma Sıkıntı Sıkışma Sınanma Sınırlanmak Sıradanlık Sızlanmak Sinirlenme Sinirlilik Sorumluluk Stres Suçluluk Şaşırma Şaşkınlık Şefkat Şehvet Şımarma Şükür Şüphe Takdir Tasa Taşkınlık Tedirginlik TehditTelâşTelaşlanmaTepesinin tası atmakTereddüt etmekTiksintiToleransTutkuUmursamazlıkUmutUmutsuzlukUnutmaUnutulmaUtançUtanmaUyuşuklukÜrkmekÜrpertiÜzüntüVerimlilkVesveseVicdanVicdan azabıVicdan borcuVurdumduymazlıkYakınmaYalınlıkYalıtılmışlıkYalnızlıkYardım edememekYardım etmekYardımlaşmaYenilmişlikYetersizlikYılgınlıkYok saymaYorgunlukYüceltmeYüreğin pır pır etmesiYüreklendirmeZaferZevkZindelikZulümYok sayılma Ehlader Araştırma Bölümü Rızık iki kısımdır 1- Kazanılması gereken rızık 2- Kesin olan rızık Kesin olan rızık insana verilmiş olan varlık, ömür, çeşitli imkânlar, aile ortamı ve yetenekleri gibi şeylerdir. Bu tür rızıkla insan çabası için gereken güç, dikkat ve beceriyi sahip olur ve iş görmeye kadir olur. Bu tür rızkı kullanmak sayesinde kişi kazanılması gereken rızka erişebilir. Kazanılması gereken rızkı elde etmek için insan kendi çabasını kullanmanın yanı sıra Yüce yaratıcının kapısına yönelip ona yalvarması gerekir. Hatta süt emer çocuğun bile bu sahadaki çabası ağlama ve bağırmasıdır; bu gibi çabaları sayesinde anne sütünü elde etmeği hak eder. Ancak biraz gelişip diğer aşamalara varınca çabası daha başka bir şekil alarak düşünce ve faaliyet şeklinde somutlaşır ve buna bağımlı olarak rızkının nicelik ve niteliği de değişir. Kısacası insanı arayan ve hiçbir kayıt şart olmadan verilen rızık sonucu insanda fikir ve çaba meydana gelir ve bu çabayı kullanma ve arayış sonucu da kazanılması gereken şartlı rızkı elde eder. İnsana erişmesi kesin olan rızık kesindir ve azalıp eksilmesi de mümkün değildir. Ne ihtiraslı insanların ihtirası onu kazandırır insana ne de isteksiz insanların pasifliği onu gelişini engeller. Ama kazanılan rızkı gerekli mukaddimelerini oluşturmak ve sıralamak sayesinde azaltıp çoğaltmak mümkündür. Allah'ın üzerine aldığı ve garanti ettiği rızık, varlığını sürdürebilmesi için her mahlûka ulaşması gereken paydan ibarettir. Elbette "rızık vermeyi Allah üstlendi onu garanti etti" derken kullar arasında yaygın olan kefalet ve garanti kavramlarından farklı bir anlamı kastediyoruz. Kuran'da "Her canlının rızkı Allah’ın üzerinedir" denmektedir. Bu ayetle ilgili olarak şu noktaya dikkat edilmelidir ki rızıkları üstlenen yaratılmış olan birisi değil, varlık âlemini ve evrendeki düzeni var eden her şeyin yaratıcısı olan Allah'tır. Onun bir şeyi kefalet etmesi üstlenmesi ile bu âlemdeki düzenin bir parçası olan ve bu düzende var olan diğer varlıklardan etkilenen bir yaratığın bir şeyi üstlenmesiyle farklıdır. Bu yüzden Allah'ın işini ve O'nun rızık vericiliğini bilmek bu âlemdeki düzeni bilmek sayılır. Bu âlemin bir parçası olan insanoğlunun, evrenin diğer öğeler gibi bir takım vazifeleri vardır. Elbette rızıklar ve sahip olduğumuz haklar konusundaki yaratılıştan veya ilahi kanunlarca belirlenen yükümlülüklerimiz de Allah'ın rızık vericiliğinin tecellilerinden sayılır. Bitkilerde bulunan gıda alma ve beslenme gücü ve canlılarda bulunan beslenme güdü ve cihazları da Yüce Allah'ın rızık vericiliğinin mazharlarından sayılır. Kuşkusuz Allah, her yaratığı bir takım istekler ve eğilimlerle donatmış sonra onu kendi ihtiyaçlarını karşılamak yolunda hareket etmek ve çaba göstermekle görevlendirmiş ve yönlendirmiştir. İşte bu fikir ve çaba Allah'ın ona rızkını ulaştırmasına zemin hazırlamaktadır. Yani onun rızık verici oluşu gereği rızk ve rızk verici birbirlerini sevmekte birbirlerini aratmaktadır. Yaratılış âleminin öğeleri arasında özel bir ilişki ve alaka onları birbirlerine bağlamıştır. Kişi çocukluk döneminde kendi rızkını elde etme gücüne sahip olmadığı için onun rızkı hazır olarak kendisine sunulmaktadır. Ama zamanla ilerleyip güç kazandıkça ve araştırarak rızkını elde etme gücüne sahip oldukça artık rızkı eskisi gibi rahatlıkla ona sunulmaz. Sanki onun rızkı götürülüp uzak bir noktaya bırakılır ve ona doğru gidip elde etmesi istenir. Genel olarak rızkın hazırlığı, rızık isteyenin gücü ve kendisine rızkı bulma için verilen hidayet arasında ters bir orantı vardır. Bu yüzden bitki ve hayvanlara göre daha üstün bir yapıya sahip olan ve ihtiyaçları daha kapsamlı olan insan konusunda rızıkla insan arasındaki mesafe daha fazladır. Buna binaen insan daha güçlü araçlarla donanmıştır. Yol bulma maksada erme sistemi onun vücudunda daha gelişmiş bir şekilde yerleştirilmiştir. Ona akıl ve düşünme gücü verilmiş ve vahiy ve peygamberler de ona yardım etmiş ve bir takım görevler kendisi için belirlenmiştir. Bütün bunlar Allah'ın razıklığının belirti ve tecellilerinden sayılır. Elbette bu bir gerçektir. Ancak bunun anlamı dişlere sahip olmanın insanın sofrasının başında sürekli pişirilmiş hazır ekmeğin bulunacağını garanti ettiği anlamına gelmez. Bunun anlamı ancak şudur Eğer ekmek yenecek madde olmasaydı elbette diş de olmazdı. Diğer yandan, eğer diş ve diş sahibi olmasaydı ekmek ve yenecek maddenin var olmasına da gerek kalmazdı. Başka bir ifade ile yaratılış nizamında rızık ile rızkı yiyen, rızkı elde etme araçları, rızkı tüketme ve rızkı bulma yollarını bilme arasında ilişki vardır. İnsanı yaratan ona beslenmesi için diş vermişse mutlaka tabiatta yararlanılabileceği maddeleri de yaratmıştır. Çalışmak için gerekli düşünce ve gücü görevi yerine getirmek için gerekli eğilimi de ona vermiştir. Bütün bunlar bir arada Allah'ın rızık vericiliğinin mazharı sayılırlar. Hadiste bu konuda şöyle denir "Eğer insan ölümden kaçtığı gibi rızkından kaçacak olsa bile mutlaka rızkı onu yakalar, ölümün onu yakaladığı gibi." Bu tür rızık değişmeyen ilahi kaza ve kaderden kaynaklanır. Allame Tabatabi bu konuda şöyle diyor "Rızkla rızk yiyen birbirinden ayrılmaları mümkün olmayan iki şeydirler. Rızk yiyenin yaşantısını sürdürmeği isteyip ama kendisi için bir rızkın yaratılmamış olması anlamsız bir varsayımdır. Yine bir rızkın var olmasının yanı sıra o rızkı yiyecek birinin bulunmayışı veya rızkın onun ihtiyacından fazla olduğu da mümkün değildir. Buna göre denebilir ki rızk ilahi kazanın bir parçası sayılır." Kazanılması gereken rızk ise onu arayan için mukadder kılınan rızıktır. Bu rızkın peşi sıra gitsek ve ona ulaşmanın şartlarını gözetsek mutlaka elde ederiz. Gerçekte bu rızka ulaşmak için bizim çabamızda, nedenin bir parçası sayılır. Eğer çabamız gayb âlemi tarafından hazırlanan diğer sebeplerin yanında yer alırsa o zaman bu tür rızka ulaşmak kesin olur. Bu konu ile ilgili olarak Hz. Ali şöyle buyurmaktadır "Arayanı için garanti edilmiş olan çeşitli rızıkları talep edip arayın." Bu tür rızıkta aramadan rızkın garantiye alınışı da imkansızdır. Buna göre insan için Allah tarafından hazırlanan iki çeşit rızktan bir kısmı kayıtsız şartsız olduğu gibi bir kısmı da şartlıdır. Kayıtsız şartsız mukadder kılınan rızık, her türlü şartlar altında insana erişir; bu tür rızıktan belirlenen miktar, insana ulaşmayınca onun eceli gelmez. Peygamber buyurmuştur "İnsanın rızkı tamamlanmadıkça ölümü gelip çatmaz." Aranması, kazanılması gereken rızkın elde edilmesi bir takım işlerin görülmesine bağlıdır. Bu işler görülüp gerekli şartlar insan tarafında oluşturulmadıkça bu rızık insana ulaşmaz. Biri Resulullah'a "rızkımın çok olmasını istiyorum" dedi, Resulullah "Rızkının çoğalması için sürekli abdestli ol" cevabını verdi. Yine Ali buyurmuştur ki "İyi niyetli olan kişinin rızkı bol olur." Rızıkla rızk yiyen arasındaki ilişkiyi ve rızka erişmek için insanlara verilen donanım ve imkânları bildikten sonra bizlere düşen rızkı elde etmek için en sağlam yolun ne olduğunu öğrenip güç ve enerjimizi onu elde etmek için kullanmak ve bu yolda yalnız Allah!a güvenmektir. Fakat ısrarlı bir biçimde haklı olduğunu kanıtlamaya çalışma, karşı tarafın daha savunucu bir tutum sergilemesine yol açarak tartışmanın daha da büyümesine ve çözümsüz bir hal almasına yol açmaktadır. Ortaya çıkan kısır çekişme herkesin sorunun yalnız kendisinin haklı olduğunu düşündüğü ya da kendisini mazur gösterebilecek yönlerini görmesine ve karşı tarafın bakış açısını görememesine yol açmaktadır. Sonuçta zıtlaşma, kırgınlıklar ve onarılması güç sorunlar ortaya çıkmaktadır. Özellikle eşler arasında böyle bir durum ortaya çıktığında konu yıllarca sürebilmektedir. Sağlıklı bir iletişim kurulabilse çözülebilecek incir çekirdeğini doldurmayacak birçok konu çözülemeden eşlerin her ikisi için de mutsuzluk kaynağı olarak ömür boyu sürebilmektedir. Kimlerin daha fazla haklı çıkma gereksinimi içinde olduğu incelendiğinde, özgüveni ve özsaygısı yetersiz olan kişilerin daha fazla böyle bir gereksinim içinde oldukları görülmektedir. Kişilik yapısı olarak ele alındığında ise narsistikler büyüklüklerini kanıtlamak ve karşıdakini aşağılamak için, paranoidler kuşkularına kanıtlar bulmak için, obsesifler ise her şeyi denetim altında tutabilmek için haklı çıkma çabası içine girerler. İlişkileri bozan haklı çıkma gereksinimi aslında tam bir kısır döngüdür. Bu kısır döngü bir noktada kırılmazsa küçük sorunların giderek büyüdüğü çok sık görülmektedir. Bu nedenle kendinizi sık sık ısrarcı biçimde haklılığınızı kanıtlamaya çalışırken buluyorsanız aşağıdaki önerileri dikkate alınız Belli bir zamanda ya da ortamda sonuç getirmeyen haklı olduğunu kanıtlama çabası içine girdiğinizi fark ettiğiniz anda, içinde bulunduğunuz ruhsal durumdan çıkmak için çaba harcayın. İçinizden gelen “mutlaka haklılığınızı kanıtlamak ve kabul ettirmek zorunda olduğunuz” şeklindeki psikolojik baskıya boyun eğmeyin. Konunun ille de o an sonuçlandırılmak zorunda olmadığını unutmayın. Karşı tarafın tutum ve davranışları sizin davranışlarınızı daha da körüklüyor olabilir. Hangi tutum ve davranışların sizin içinizdeki baskıyı arttırdığını ve bunun sizin için anlamını belirlemeye çalışın. Örneğin karşıdakinin tutum ve davranışları sizde aşağılandığınız, küçümsendiğiniz ve altta kalmamanız gerektiği düşünceleri yaratabilir. Sizi haklı görmeyen, hatta sizi suçlayan yaklaşımların arttırdığı öfkenize kapılmayın. Anlamsız bir didişme ve zıtlaşma başladığında karşıdakinin savunucu tutumunu arttırmayacak bir tarz ile konuyu daha sonra yeniden konuşmayı önerin. Onun sizi kışkırtan üslubunu dikkate almayın. Böyle bir ortamda hiç kimsenin kendisinin haksız olduğunu kabul etmeye yanaşmayacağını unutmayın. Haklılığınız eninde sonunda ortaya çıkacaktır. Karşı taraf hiçbir şekilde haklı olduğunuzu kabul etmese bile bunun sizin için dünyanın sonu anlamına gelmemektedir. Başkasının hatalarını görmeye çalıştığınız kadar, kendi hatalarınızı da görün. Birçok kişi özellikle bir tartışma anında kendi hatasını görmenin ya da kabul etmenin kendisinin tümüyle haksız olduğu anlamına geldiği yanılgısına kapılır. Oysa kişilerarası ilişkilerde yaşanan çatışmaların çok azında tümüyle tek tarafın sorumluluğu olur. Bahaneler üretmeden insanın kendi hatalarını kabullenmesi yaşadığı olumsuz duyguları yumuşatan bir etki göstermektedir. Haklı olduğunu kanıtlamaya çalışırken neyin nasıl söylendiği de çok önemlidir. Köşeye sıkıştırmaya çalışan üslup, karşı tarafı daha da savunucu olmaya itmektedir. Bu nedenle üslubunuza dikkat edin. Sizi öyle davranmaya iten esas konunun o an haklı çıkmaya çalıştığınız konu olmadığını asıl sorunun “haklı çıkma gereksinimi” içinde olmanız olduğunu sık sık kendinize hatırlatın. Haklılığınızın o an ya da daha sonra kabul edilmemesi sizin değerinizi etkileyecek bir durum değildir. Ayrıca herkesin gözünde her zaman tümüyle doğru, hiçbir yanlış yapmayan insan olmanın mümkün olmadığını unutmayın. Hatasız kul olmaz” sözünü kendinize sık sık hatırlatın. Bu söz hem sizin için hem karşınızdaki için geçerlidir. Aynı konunun farklı bakış açıları ile bambaşka görülebilmektedir. Haklıyı – haksızı ayırt edeceğim derdine düşmeden konuyu mümkün olduğunca farklı bakış açıları ile görmeye çalışın. Onun bakış açısının kendine göre doğru olabileceğini dikkate alın ve onu değiştirmeye çalışmayın. Israrlı biçimde haklı olduğunuzu kanıtlamaya çalışmanız karşı tarafın savunmalarını arttırmaktan başka sonuç yaratmaz. O an için duymamış gibi görünse bile söylediklerinizi sonradan düşüneceğini unutmayın. Hemen şimdi hatasını kabul etmesini beklemeyin. Düşündüklerinizi ısrarcılığa kaçmadan söyleyin, gerekirse onun kendisini haklı gibi görmesine izin verin. Aslolan insanın kendisini haklı görmesidir. Kendinizi haklı görmenin size neden yetmediğini değerlendirin. Başkasının gözünde nasıl göründüğünüzü, başkalarının sizinle ilgili neler düşündüğünü bu kadar önemsemenizin nedenlerini araştırın. Prof. Dr. Erol Özmen Muayenehane Talatpaşa Bulvarı, No 50, Dora Apt, Kat 3, Daire 3, Alsancak, İzmirYüz yüze ya da online görüşme randevusu için telefon 0 542 236 13 54

hatasını kabul etmeyen insana ne denir