PUeS6. Oluşturulma Tarihi Ağustos 03, 2021 1526Ülkemizin güney kesimleri yedi gündür yangınlarla mücadele ediyor. Bölgede hal böyleyken geçtiğimiz günlerde Datça açıklarındaki deprem de vatandaşlarda endişe yarattı. Tam 12 saatte gerçekleşen irili ufaklı 131 depremi nasıl yorumlamak gerekir? Uzman görüşleri haberimizde...Muğla’nın Datça ilçesi açıklarında iki gün önce sadece 12 saat içerisinde en büyüğü büyüklüğünde 131 deprem meydana geldi. Orman yangınlarından etkilenen bölgede deprem hareketliğinin de yaşanması endişeye sebep oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir söz konusu sarsıntılarla ilgili "Yaşanan deprem fırtınaları kırılan fayın enerjisinin boşalmasını sağlamakla birlikte, komşu faylar üzerinde stres birikimlerine neden olabilir” uyarısında orman yangınları tamamıyla kontrol altına alınamamışken yaşanan sarsıntılar hakkında uzman yorumu aldık. Ege kıyılarında büyük bir deprem beklentisi var mı? Prof. Dr. Sözbilir için 4 kritik soruyu 12 SAATTE 131 DEPREM BÖLGE İÇİN NE ANLAMA GELİYOR? Datça güneybatısında gerçekleşen depremler kuzey doğu ve güney batı uzanımlı denizaltı fayından gerçekleşti. Bu fay Nisiros Adasının hemen güneyinden geçiyor. Nisiros adası aktif volkan sınıfında değerlendirilen bir ada. Dolayısıyla buradaki depremler hem volkanik ve hem de tektonik deprem sınıfında değerlendirilebilir. Bu da volkanın derinliklerinde yer alan magmanın henüz katılaşmadığını sıcaklık-basınç değişimlerine ve sismik aktivitelere duyarlı bir bölgede yer aldığını söyleyebiliriz. Bu durum birbirine yakın büyüklükte ve çok sayıda depremlerin ardı ardına gelişmesine ve bir deprem fırtınasına dönüşmesine yol durumlar Nisiros Adası’nın güneyinde geçmiş yıllarda birkaç kez gerçekleşti. En son 2017 yılında yine 4-5 büyüklüğüne varan çok sayıda depremlerden oluşan deprem fırtınaları yaşanmıştı. Deprem fırtınaları kırılan fayın enerjisinin boşalmasını sağlamakla birlikte, komşu faylar üzerinde stres birikimlerine neden olabilir. Özellikle Marmaris, Datça, Bodrum, Gökova, Ören, Milas taraflarındaki faylar üzerinde güncel gerinim miktarının ölçülmesinde yarar var. 2 BÜYÜK BİR DEPREMİ TETİKLER Mİ?Bunların doğrudan büyük bir depremin habercisi olduğunu söylemek pek doğru bir yaklaşım olmaz. Geçmişte deprem fırtınalarından önce ya da sonra daha büyük ölçekte depremlerin geliştiği biliniyor. 2020 yılı başlarında Akhisar çevresinde ve daha sonra Midilli adası güneyinde de binlerce depremin olduğu çok sayıda deprem fırtınaları yaşanmıştı. 3 EGE VE AKDENİZ DEPREM AÇISINDAN NE KADAR RİSKLİ?Ege bölgesi güneyde Girit Adasından geçen levha sınırı niteliğindeki Helenik dalma-batma zonu ve kuzeyde Marmara Denizi altından geçen Kuzey Anadolu Fayı arasında 600 kilometre genişliğe varan büyüklüğe sahip bir bölge. Bu bölge dünyanın sismik yönden en aktif bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Akdeniz Bölgesi de ayın derecede sismik açıdan tehlikeli bir bölge. Özellikle Ege ve Akdeniz bölgesini güneyden sınırlayan Helenik dalma-batma zonu tarihsel dönemlerde 8 büyüklüğüne varan mega depremler üretmiş ve özellikle Antalya ve Muğla ili kıyılarında tsunamiye neden olmuş. Bu açıdan bakıldığında doğal afetlere hazırlıklı olmak için risk azaltmaya yönelik eylemlerde bulunmak hayati derecede önem arz ediyor. Peki deprem fırtınası nedir?Deprem fırtınası, birkaç günden birkaç haftaya kadar sürebilen, belirli bir ana şok olmadan küçük bir alanda kümelenmiş depremler olarak değerlendirilmektedir. Deprem fırtınaları;Aktif volkanik ortamlarda ve magma girişimleri sırasında meydana gelen stres yoğunluğu nedeniyle,Yüksek boşluk suyu basıncı içeren hidrotermal sistemlerde ve aktif jeotermal alanlarda,İnsan kaynaklı işlemler nedeniyle,Eski zayıflık zonlarının yeniden aktif hale geçtiği bölgelerde,Birbirleriyle doğrudan bağlantılı fayların birbirini tetiklemesiyle DEPREM FIRTINALARINI NASIL YORUMLAMAK GEREKİR?Deprem fırtınalarının nedenleri düşünüldüğünde, ülkemizde meydana gelen depremlerin önemli bir bölümü deprem fırtınası açısından değerlendirilebilir. Bu anlamda özellikle Batı Anadolu bölgesinde Çanakkale-Ayvacık, Akhisar-Manisa ve Gökova depremlerini örnek olarak verebiliriz. 2020 yılında meydana gelen ve bir yıla yakın süren Akhisar-Manisa depremlerinde de bir yıl içinde en büyüğü olmak üzere 8 bin üzerinde deprem meydana gelmiş ve yöre halkını uzun süre rahatsız olarak, deprem fırtınaları doğal yollarla meydana geldiği gibi, insan kaynaklı da gelişebilen ve Türkiye’deki gibi jeolojik yapıya sahip ülkelerde yaygın olabilen, büyük depremleri tetikleyebilecek niteliklere sahip doğa olaylarından biridir. Bu nedenle deprem fırtınalarının geliştiği bölgeler mercek altına alınmalı, bu bölgelerdeki sismik tehlike kaynaklarının deprem üretme potansiyelleri ile deprem risk durumları konusunda yapılması gereken çalışmalara ağırlık verilmelidir. İzmir genelinde sıcak havalar etkisini sürdürürken Urla’da da hakim olan sıcak havaya ek olarak havanın renginin değişmesi ve güneşin geçtiğimiz günlerde kırmızı renk alması akıllara acaba deprem mi olacak sorusunu getirdi. İzmir’deki Aşırı Sıcaklar Deprem Habercisi mi? Hava sıcaklığının her aşırı yükselişinde vatandaşın aklına önce “Bu hava depremi tetikler mi?” sorusunun geldiğini hatırlatan Jeofizik Yüksek Mühendisi Sinancan Öziçer, “İzmirliler’in içi rahat olsun. Hava sıcaklığının yer sarsıntısıyla ilgisi yok” ifadelerini kullandı. Öte yandan havadaki sarı rengin ve güneşin renginin kırmızı olmasının da çevre illerdeki ve Yunanistan’daki orman yangınları dolayısıyla ortaya çıktığı öğrenildi. Urla Haber YORUM YAP YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir. İstanbul Teknik Üniversitesi İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, "Güneş tutulması ve deprem arasında kurulan ilişki, mantıkla açıklanamayan bir önyargı ve duygusal saplantıdır" dedi. Akla, deneye, gözlem ve kanıta dayanmayan senaryo ve tahminlerin doğru yolu göstermediğini vurgulayan Prof. Dr. Kadıoğlu, "Boğaziçi Üniversitesi Astronomi Bölümü, 1973-2002 yılları arasında tüm dünyada görülen depremlerin Güneş tutulmasıyla ilişkisini inceleyip istatistiksel anlamda bir ilişki olmadığını ortaya koymuştur" şeklinde konuştu. 2006 yılı içinde beklenen 2 ayrı Güneş tutulması, 'Güneş tutulması depremi tetikler mi?' sorularını da beraberinde getirdi. Konuya açıklık getiren İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, bu iki doğa olayı arasında herhangi bir bağlantı olmadığını söyledi. Prof. Dr. Kadıoğlu, "Güneş tutulması depremi tetikler mi? Bazılara göre 'olabilir'miş. Böylece 29 Mart 2006 tarihinde Güneş tutulması Türkiye'de fay hatlarını tetikleyecekmiş. 12 Kasım 1999 depreminin 5. yıldönümünde biz hala Güneş tutulmasıyla depremler arasında bir ilişki olup olmadığı gibi tuhaf şeyleri tartışıyoruz. 10 Temmuz 1894 İstanbul depreminden 11 gün, 17 Ağustos 1999 Kocaeli depreminden 9 gün ve en son olarak 8 Ekim 2005 tarihinde Pakistan'daki depremden 5 gün önce Güneş tutulmaları meydana gelmişmiş. Bazıları, 'Kainatta tesadüfe yer olmadığına ve her şeyin de her şeyle alakası olduğuna göre Güneş tutulmasıyla depremler arasında da mutlaka bir ilişki vardır' diyor. Bana da 'Güneş tutulunca deprem olur mu?' diye sorulsaydı, ben de 'Evet olur' derdim. Zaten irili ufaklı depremler her zaman oluyor. Bu kadar sık olan bir olayın bazılarının Güneş tutulmasından önceye, bazılarının ise sonraya rastlaması doğaldır" dedi. Güneş tutulmasının depremi tetikleyebileceği yönündeki tezlere kesinlikle karşı çıktığını belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, "Bilim böyle bir ilişkiyi henüz doğrulamamıştır; ama bu, ilişki olmadığı anlamına gelmez' gibi orta yolcu bir yaklaşım asla sergilemem. Çünkü bilim, ilişki olmadığını yıllardır söylüyor. Depremler aniden oluşan yeryüzü sarsıntılarıdır. Yerin yüzeyi hareketsizmiş gibi görünse de sürekli yer değiştirir, yükselir, alçalır, kıvrılır, bükülür. Bu durum kayalar üzerinde büyük bir gerilim oluşturur. Geniş zaman aralıklarında bu gerilimle biriken enerji, en zayıf noktadan kırılmayla boşalır. Açığa çıkan bu büyük enerjiden kaynaklanan titreşimler, dalgalar halinde yayılır ve geçtikleri ortamları sarsar. Depremlerin nerede ve ne zaman olacağı gün ve saat olarak bilinmez. Böylece Güneş tutulmasından sonra oluşan depremlerin de kimisi 11, kimisi 5 gün sonra dünyanın herhangi bir yerinde oluşabiliyor" diye konuştu. "BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ HERHANGİ BİR İLİŞKİNİN OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR" Prof. Dr. Kadıoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Astronomi Bölümü'nün, 1973-2002 yılları arasında tüm dünyada yaşanan depremlerin Güneş tutulmasıyla ilişkisini inceleyip istatistiksel anlamda bir ilişki olmadığını ortaya koyduğunu söyledi. Kayıtlara göre, 9 yılda 66 Güneş tutulması gerçekleştiğini, aynı dönemde meydana gelen büyük depremlerin yüzde 55'inde tutulmanın 6 gün öncesi ve sonrasını kapsayan günlerde olmadığının görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Kadıoğlu, "Tutulmaların yüzde 45'indeyse büyük deprem görülmüş. Bunların sayısı da 30 yılda görülen büyük depremlerin yüzde 1'i kadar.' Eğer istatistiksel bir çalışmada anlamlı bir ilişki bulunsa ona da inanmam; çünkü doğada aynı anda artan veya biri artarken öteki azalan birbirinden bağımsız binlerce olay var. Örneğin, İstanbul'da kanserden ölenlerin sayısıyla trafiğe çıkan araç sayısı arasında aransa büyük bir ilişki bulunur! Önemli olan fiziksel ilişkidir. Bazı uzmanlara göre, faylardaki enerji birikimine, ayın çekim gücü nedeniyle tektonik tabakalar ve fay hatları üzerinde oluşan gerilim eklendiğinde deprem tetikleniyormuş. Phil Plait'e göre ' bırakın Güneş ve Ay'ın çekim gücünü, tüm gezegenleri bir sıraya dizsek de ortaya çıkan çekim gücünün fazla bir anlam ve önemi yok" açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, şöyle devam etti "Benzer şekilde 5 Mayıs 2000 tarihinde Güneş, Ay, Dünya ve 5 gezegen bir sıra halinde dizilince kozmik felaket kopacak diye beklemiştik. 'Büyük Diziliş' olarak adlandırılan bu semavi olaya dayanarak ortaya atılan felaket senaryolarına göre, biraraya gelecek olan gezegenlerin dünyaya uygulayacağı ilave yer çekimi ve gel-git kuvvetleriyle, dünyada depremler oluşacak, volkanlar patlayacak, seller, kutuplardaki buzulların erimesi ve parçalanmasına neden olacak; hatta kıyamet kopacak ve Dünya'nın sonu gelecekti. 5-16 Mayıs tarihlerinde Dünya ve Ay ile birlikte Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gibi 5 gezegen bir hat üzerine geldi. Gezegenler en son 6 Şubat 1962 tarihinde de bu şekilde biraraya gelmişti ve 8 Eylül 2040 tarihinde yine biraraya gelecekler. Dr. Monson'a göre yaklaşık olarak milyar yaşında olan Dünya, gezegenlerin benzer şekilde dizilişine 45 milyon kez şahit olmuş. Yani, 5 gezegen her 50-100 yılda bir bu şekilde dizilmekte; ama ortaya atılan felaket senaryoları gerçekleşmemekte. John Gribbin 1970'lerde yayınladığı The Jupiter Effect adlı kitabında, 1983'te gezegenlerin sıraya dizileceği ve Dünya'nın sonunun geleceğini öngörüyordu. Şimdi bu yazıyı okuyabildiğinize göre böyle bir şey de olmadı." Sonuç olarak, Güneş tutulması ve deprem arasında kurulan ilişkinin, mantıkla açıklanamayan bir önyargı ve duygusal s'cr. Bu durum kayalar üzerinde büyük bir gerilim oluşturur. Geaplantı olduğunu savunan Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, "Akla, deneye, gözlem ve kanıta dayanmayan senaryolar ve tahminler doğru bir yol gösterici değildir. Yani, Atatürk'ün dediği gibi 'Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir" dedi. Tayvanlı bir bilimadamı, ülkede inşa edilen Taipei 101 binasının yüzyıllardır aktif olmayan fay hatlarını harekete geçirdiğini kentlerde birbiri ardına inşa edilen dev gökdelenler şehirlerin siluetini büyük oranda değiştirdi. Peki gökdelenler yeraltındaki fay hatlarını da etkileyebilir ve depremleri tetikleyebilir mi? Tayvanlı bir yerbilimci çok yüksek gökdelenlerin böyle bir risk yaratabileceğini modern kentlerin ayrılmaz bir parçası haline gelen gökdelenler depremleri tetikler mi? Depremin nedenlerini sorgulayan yerbilimciler arasındaki bu tartışma İngiliz the Guardian gazetesinin sayfalarında da yer buldu. Tayvanlı bir bilimadamı, ülkede inşa edilen ve dünyanın en yüksek binalarından olan Taipei 101 binasının yüzyıllardır aktif olmayan fay hatlarını harekete geçirdiğini savunuyor. Çelik ve betondan yapılan 508 metre yüksekliğindeki binanın bulunduğu yere 700 bin tonluk bir baskı uyguladığına dikkat çekiliyor. Taipei 101 binası yapılmadan önce bölgede yılda büyüklüğü ikinin altında olan ortalama bir deprem meydana geliyordu. Ancak verilere göre binanın inşaatı sırasında bu depremlerin sayısı arttı, inşaası tamamlandıktan sonra ise büyüklükleri 3’ün üzerinde iki hissedilir deprem meydana geldi. Depremi tetikleyenin bu gökdelen olduğunu savunan tayvanlı bilimadamı Cheng Horng Lin gökdelenlerin inşa edildiği yerlerin çok dikkatli seçilmesi gerektiğini savunuyor. Tayvanlı bilimadamının gökdelenlerle ilgili bu savına karşı çıkan yerbilimciler de var ancak çok büyük barajların, madenlerin, petrol ve doğalgaz çıkarma çalışmalarının da fay hatlarını etkileyebileceğini savunan uzmanların sayısı hiç de az değil. kaynak

sıcak hava depremi tetikler mi